Yavuz İle İran Şahı Arasındaki Satranç

Ara 8th, 2010 | By | Category: Genel, Kültür Sanat

Yavuz Sultan Selim Han, henüz şehzâde iken İran Şahı Şah İsmail ‘in çok iyi bir satranç ustası olduğunu duyar. Şehzadeliğinde bile rakip kabul etmeyen fıtratı, Onu taa Acem Diyarına, bu kudretli rakibiyle müsabakaya sevk eder. Üşenmez kalkıp gider. Lakin bir derviş kıyafeti ve kisvesiyle. Kendisini saklamak istemektedir ve bunun da elbette sebepleri vardır. Kollarını yırttığı eski bir derviş elbisesini giyerek, alır sırtına bohçasını, düşer yollara. Göğsüne de kocaman bir geçici dövme yaptırır. Tıpkı o dönemde birçok dervişin yaptırdığı gibi. Gece gündüz yol alır İran çöllerinde. Nihâyet göğsünde dervişlik nişÃ¢nı, üzerinde bir hırka, sırtındaki heybede bir lokma, Acem topraklarındadır. Önce bir handa kalır birkaç gece. İran’da satranç çok meşhurdur ve neredeyse bu oyunu bilmeyen yok gibidir o dönemde. Yavuz Selim Han, handa kalan diğer yolcularla da satranç oynar ve karşısına çıkan herkesi kolaylıkla mağlup eder. Bu hâl, hancının dikkatini çeker. Kimsin? Necisin? Nerden gelir nereye gidersin? Suallerinden sonra, bu Osmanlı dervişinin şÃ¢nı, kulaktan kulağa yayılmaya başlar. Mısırdaki sağır sultanın duyduğu haber, ŞÃ¢hın sarayında da duyulur.


Kendisi de çok iyi bir satranç ustası olan Şah İsmail, bu hususta rakibi olmasına tahammül edemez ve emreder, hattâ haykırır:

– Derhâl ve behemehâl o dervişi huzuruma davet edesüz. Görelim ki kâmeti kıymeti ve dahi mahâreti, rivâyet edildiğü vechile midür. Bir de biz tecrübe edelüm.

ıslahat

Yavuz Selim Han saraya davet edilir. Zaten Yavuzun maksadı da budur: Şah İsmaille savaş meydanlarında kapışmadan evvel satranç tahtasında kapışmak. Şahın huzuruna çıkan Yavuz Selim Han, evvelâ küçümseyici bir tavırla baştan aşağı süzülür Şah İsmail tarafından. Ne de olsa basit bir derviş görünümündedir her şeyiyle. Şah İsmail satranç diliyle sorar: -Bre derviş! Sen misin Şahın karşısına vuruşmak için rakip diye çıkacak piyade.

Yavuz Selim Hanın cevabı da yine satranç diliyle olur:

-Bazen bir piyade dahi mat eder şÃ¢hı bu devranda bilmez misin ey hükümdar.

Kısa fakat dostça bir muhabbetten sonra müsabaka başlar. Sarayın devâsâ salonunda nefesler tutulur. Kelimeler yutulur. Lakin Yavuz Selim Han çok kısa bir süre içinde mat olur. Bu durum câlib-i dikkattir zira, şÃ¢nı saraya bir anda duyulan dervişin bir anda mat olması; Vardır muhakkak bir açıklaması. Şehzade Selim elbette kasıtlı olarak mağlûp olmuştur rakîbine. Evvelâ bir tanımak ve tartmak ister düşmanını. Metodu nedir, tarzı, tavrı, telakkîsi nicedir. Bundan sonra yapacağı hamle ona göredir. Şah İsmail, rakîbinin bu kadar kısa süre içinde mağlup olmasına bir anlam veremez. İçten içe de şüpheye düşer. Bu işte bir oyun olduğunu sezer ve tekrar oynamayı teklif eder.

Taşlar yeniden dizilir ve ikinci müsabaka başlar. Bu defa da çok kısa bir sürede Şah İsmail mat olur. Hem de az önce rakîbinin mat olduğu gibi değil. Seçimsiz ve çaresiz bırakılarak, ezici ve dâhî bir kudret karşısında çok kötü bir şekilde mat olur. Şimdiye kadar hiç olmadığı bir biçimde, zavallıca mat olur. Koca bir kaplanın pençesindeki küçük bir sıçanın çaresizliğiyle mat olur bu küçümsediği derviş karşısında. Öfkelenir. Ve bu öfkeyle gürler birden rakîbine:

– Bre Derviş! Hiç Şahlar mat edilir mi?

Elinin tersiyle de bu garip dervişe bir tokat aşk eder. Yavuz Selim Han, ne bu tokadın ne de bu suâlin altında kalmamalıdır. Cevap verir:

-Şahların mat edilmeyeceği danışıklı dövüşünü bilseydim, elbette benim dahi tavrım ona göre olurdu.

Tokadın cevabını ise birkaç yıl sonra verecektir. Bu tokadı unutmamak için kulağına bir küpe takar. ( Kulağına küpe olsun, deyimi buradan gelir ) Şah İsmail mat olmuştur. Kızar, öfkelenir, köpürür lâkin hakperesttir.

-Verin şu küstah dervişe bir kese altın, uzaklaşsın buradan.

Şah İsmâil, hâlâ Onun Yavuz Sultan Selim olduğunu anlamamıştır. Yavuz Selim, altın kesesini alır ve Şah İsmailin sarayını terk eder. Lakin şahı mat ettiği büyük salonun devâsâ kapısından çıkmadan önce geriye doğru döner ve tahtında oturan Şah İsmaile şu şiirini okur:

SANMA ŞÃ‚HIM / HERKESİ SEN / SÂDIKÂNE / YÂR OLUR HERKESİ SEN / DOST MU SANDIN / BELKİ OL / AĞYÂR OLUR SÂDIKÂNE / BELKİ OL / ÂLEMDE / SERDÂR OLUR YÂR OLUR / AĞYÂR OLUR / SERDÂR OLUR / DİLDÂR OLUR.

Yâvuz Sultan Selime âit olan bu kıta Onun ne yüce bir şÃ¢ir ve ne büyük bir dâhî olduğuna en bâriz bir remizdir. Zira mısralar soldan sağa da okunsa, yukarıdan aşağı da okunsa aynıdır. Divan edebiyâtında buna VEZN-İ Ã‚HER denir. Ve bu tarzda yazılan ilk kıta da budur. Yani Dîvan Edebiyâtı, Vezn-i Âher gibi bir cevheri, Yavuz Sultan Selim Han sayesinde kazanmıştır vesselâm. Biz hikâyemize dönelim.

Şehzâde Selim, ŞÃ¢hın verdiği bir kese altunu, Tebrizde şehrin taç kapısına yakın büyük bir çınar ağacının altına gizlice gömer. Ve Tebrizi terk eder.

Aradan yıllar geçer. Yavuz Selim, Padişah olur. Ve İran üzerine bir sefer düzenler. Çaldıran ovasında iki güçlü Şah karşılaşır. Yıllar önce Tebrizde bir satranç tahtasında karşı karşıya gelen iki şah, bu gün gerçek bir savaş meydanında ordularıyla, canlı birer satranç taşları gibi dizilmiş, birbirlerinden ilk hamleyi beklemektedirler. Yavuz Sultan Selim Han yıllar önce haksız yere yediği tokadın acısını hâlâ unutmamıştır. Ve işte bu gün o tokadın bedelini ödetme zamanıdır. Kıran kırana bir savaş olur. Çaldıran ovasında o gün, insanın başını ağrıtacak derecede bir kan kokusu hâkim olmuştur havaya. Ve netice: Et meydanına dönmüş alanda skor tablosu 2-1 i gösterir. Şah İsmail ikinci defa mat olmuştur. Hem de bir daha ayağa kalkamayacak şekilde. Tam bir mat.

Yıllar önce kulağına takılan küpenin artık çıkarılma zamanı gelmiştir. Oyunda da gerçekte de mat ettiği şaha da, son darbeyi, gönderdiği mektuptaki şu cümlelerle vurur; Ben sana Çaldıranda mat olacağını, yıllar önce Tebriz Sarayında, satranç tahtasında gösterdim. Lâkin sen basîretsiz bakışınla, karşında sadece basit bir derviş ve basit bir oyundan başka bir şey göremiyordun. Şah İsmail Yavuzun mektubunu okurken, okuduğu her bir cümle, bir hançer darbesi gibi iner göğsüne. Ve mektup şu cümlelerle son bulur:

-TEBRİZ SARAYINDA MAT OLDUĞU BİR DERVİŞE TOKAT ATMAK ERLİK DEĞİLDİR. ATACAKSAN TOKADI BÖYLE ATACAKSIN.

14
Kimler Neler Demiş?

avatar
14 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
14 Comment authors
aydın çalıkemredevilhikmet karazadeMurat Sahin Recent comment authors
  Subscribe  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Aytaç
Ziyaretçi

çok ilginçmiş

Rovsen
Ziyaretçi
Rovsen

Ulan selimin kulagindaki kupe, muslumanliga haykiri idi o zamanlar, boyle ort bastir etmek istiyorsunuz sultaninizin kulagindaki kupeyi. bu tamamen uydurulmus bir hikayedir. ve sizin Sahensah Ismail hazretlerine hurmetiniz bumu?! en azindan Ismail yavuz gibi baba tahtina oturmadi. kendisi kurdu kendi imparatorlugunu . bir caldiran savasini kazanmakla cihan padiwahi olunmaz. hic olmazsa, osmanli ile Safevi devletlerinin kurulusuna bakin. kan ve rekabetle kurulan bir safevi devletine karsi, yardim ve taraftarlikla kurulan ve hic kan akitilmaya osmanli devletinimi koyuyorsunuz.?! sizin hic oyle bir sultaninniz oldumu ki, 13 yasinda 300 yillik bir devletin 30000 binlik ordusuna karsi 7000 kizilbas ile zafer kazansin ve tamamen… Read more »

PUHAHA
Ziyaretçi
PUHAHA

Burdan ilk yoruma hadiiii lennn demek istiyorum nokta.

Turk
Ziyaretçi
Turk

Rovsen sen kimin Tohumusun sonuçta savasi kazandıkmi
Ben ona bakarım sen bu milletin padişahlarını kim oluyorsunda küçümsüyorsun
Densiz bu insanlar dunyayi yönetmişler yon vermişler islamı korumuşlar
Haddini bilerek konus

Turk
Ziyaretçi
Turk

Bazilarinin kaşıntısı var nerenin tohumu olduğu belli değil

Kerem Kağan
Ziyaretçi
Kerem Kağan

Hikaye güzel ama ne kadar gerçek bilemedim, biraz kargaşa var. Ben Yavuz Sultan Selim ‘in Misir’da kölelerin kulağında onlara has küpeleri görünce neden diye sormuş, kölelerin digerlerinden ayrılması icin demişler O da “Bende Allah’ın kölesiyim” diyerek küpe takmış, okulda tarihcimiz anlatmıştı. Bu arada yukarıda saldırgan bir yorum yazılmış hoş değil ve aptalca. Geçmişi çok net bilemeyiz, kesin konuşmak çok zor, herkes kendi atasina sahip çıkmalı tabiki. Benim atalarim gücüyle, aklıyla, toplulukları yönetebilmesiyle altiyuz küsür sene imparatorluk yönetmisler maşallah, gurur duyuyorum. Allah müslümanları, ümmeti Muhammedi korusun…

bakbakim
Ziyaretçi
bakbakim

Rovsen demişsinki hiç bir osmanlı padişahı şah ismail gibi olamamışdır yani bu demekki şah ismail bütün osmanlı padşahlarından üsdündü hepsini yenebilirdi peki adama sormazlarmı şah kadar olamamışda yavuz sultan selim nasıl şah ismili yendi bu ondan üsdün oldugunu göstermezmi ayrıca fatih sultan 22 yaşında 1000 yıldır alınamayan istanbulu almışdır orta cagı kapatıp yeni bir çag acmışdır hangi kral hangi padişah hangi imparator bunu başarabilmişdir cag acıp kapamayı..!

Osmanli TORUNU
Ziyaretçi
Osmanli TORUNU

Bize yıllarca Şah İsmail’i Yavuz Selim Han diye yutturdular başındaki süslü tacı kulağında
küpesi ile halbuki Yavuz süsü ve gösterişi hic
sevmezdi.Hatta “Yavuz Selim,oğlu Süleyman ın ,
kendisinin aksine süslü elbiseler giydiğini görünce şunu der: oğlum o kadar süslenmişsinki annene
Birsey kalmamış…”diyen bir Yavuz dan öyle bir resim

Murat Sahin
Ziyaretçi
Murat Sahin

Evvela Şahenşah İsmail’i savunan arkadaşın yazısının başlarını tasvip etmekle beraber, Yazısının başlarında eleştirdiklerini ve temenni ettiklerini kendisi yazısının sonunda çiğnemiştir. Kendin ve önemsediklerin için istediklerini herkes için isteyeceksin. Sadece yar için değil, ağyar için de isteyeceksin.

Daha sonra, Yavuz Sultan Selim Han’ı savunanların takındıkları küçümseyici ve kendileri gibi düşünmeyenleri düşman olarak gören tavırları savundukları adama da develete de yakışmayan tavırlardır. İşte bu sebeple onların başarılarına ulaşamazsınız.

Elbette burada yazılan yazı kaynaklı kesin tarih değildir. Öyküleyici bir anlatım var. Her kelimesi, cümlesi elbet doğru değildir. Ve eleştiren arkadaşın dediği gibi rakibi küçümseyen, aşağılayan ve saldırgan bir üslupla yazılmış.

hikmet karazade
Ziyaretçi
hikmet karazade

Iran dunyanin su an kadar bulunan en eski devlettir,bu olaya gelince bunun dogru bir hikaye oldugunu gercekten bilinmiyor,ama Irani ve turkiyeyi kucumsemek bu azeri salaklarin isidir soysuzlar

devil
Ziyaretçi
devil

Revson bir azeridir maglubiyeti kabul edememiş 😀 Azeriler TÜRKlerden üstün oldugunu sanıyor galıba

emre
Ziyaretçi
emre

Rovsen Biraz a tarihi araştır bakalım ordan neler çıkacak yediğiniz Osmanlı tokatları falanda Var bizim padişahlarımız sadece padişah değildi aynı zamanda bi ümmetin halifesiydi şah ismail gibi büyüklerinden emir alarak kullanılmazlardı dinleri birdi istanbulun fethinden Çanakkale’den belli şimdi sen burada ne yapmaya duruyon senin övdüğün şahların ataların varya benim padişahımın bırak dirisini ölüsünden korkardı şimdi bidaha araştır ve siktir git buradan

aydın çalık
Ziyaretçi
aydın çalık

BU OLAYIN TARİHİ BİR VESİKASI VARMI BELGE VARMI