Türkiye’de Ölçme Değerlendirme Uzmanı Yok

Tem 7th, 2013 | By | Category: Eğitim ve Öğretim, Genel

İddalı bir söz ile uzun bir yazıya başlayacağım. Dün geçirdiğim KPSS sınavından itibaren karşıma “Ölçme ve Değerlendirme Uzmanı” olarak kendisini tanıtarak gelecek birisine gülerek ve acıyarak bakacağıma eminim. Her ne kadar Türkiye’de hiç gündeme gelmesede Türkiye’de gelmiş geçmiş en zor sınavlarından birisi 06.07.2013 yılında KPSS kapsamı içerisinde hiç bir şekilde “Kapsam Geçerliliği” olmadan Genel Kültür ve Genel Yetenek testlerinde yapıldı.

Fazla zor olması bir kenarda dursun, maalesef çalışan ile çalışmayanı ayırt edecek bir kaç soru harici önemli bir ölçüsü gereksiz, ayırt edici olmayan sorulardı. Onca zamandır bu testlere çalışan arkadaşların hayal kırıklığını maalesef anlatmak pek mümkün görünmüyor.

1-4199-2730

Neden KPSS Şans Sınavına Döndü?

KPSS bünyesinde yer alan uzman olarak ilgili kadroda bulunan sevgili öğretmenlerin ülkeye en büyük hizmetiniz bulunduğunuz konumu vakit kaybetmeden terk etmenizdir. 2013 yılı KPSS sınavında maalesef siz ilgili konumu haketmediğinizi yüzbinlerce insana kanıtladınız. Hala konumunuzu korumayı şu ilgili sınavdan sonrada düşünüyorsanız siz bu ülke eğitimine en büyük darbeyi vuruyorsunuz demektir. Nedenmi? Yazının devamında bu konuya değineceğiz.

Kısaca Sınav Anatomisi

Bu yıl KPSS hazırlanmaya karar verdim. Nitekim bu benim hayatımda en zor verdiğim kararlardan birtanesiydi. İstanbul’dan ve Alanya’dan gelen bazı teklifleri yok saymayı gerektiren bir karardı. Karar verme aşamam yaklaşık bir kaç ayı bulmuştu. İlk kitabı açtığım o dakikayı hatırlıyorum. İlk sayfasına o günün tarihini yazmış ve bir haftada bitmesi gerektiğine kanaat getirmiştim. Uzun hedefler koymadan her hafta en az 300 sayfalık kitap bitirmeye çalıştım. Elimde 2 yayın yaklaşık konu anlatımı olarak 30 civarı kitap bulunmaktaydı. İlgili kitapları bitirdim.

Eğitim alanına çalışırken inanılmaz keyif aldım 7-8 tane kuram geliştirdim. Bu kuramları not aldım ve geliştirmem gerektiğini düşündüm. Nitelim inanılmaz bilgiler vardı insan yaşayarak en az 200 yılda öğreneceği bilgilerle doluydu. Bu bilgileri öğrenirken haz almakta ve bitmeyen bir enerjiyle ders çalışmaktaydım.

Olayın ortasında bir yerde çeşitli alanlarda uzman olduğunu söyleyen kişiler olaya müdahale ettiler bir çok yeni ders getirdiler. Farketmez dedim onlarada inanılmaz özen gösterdim. Sadece 3 soruluk “Çağdaş Dünya Tarihi” için 200+ sayfa çalıştım. Çünkü ben kesinlikle işimi şansa bırakmayı seven biri değildim ve bırakmayacaktımda. Güncelle ilgili 2013 yılında yapılmış tü ulusal olayları takip ettim. Önemli önemsiz demedim ve hepsini öğrenmeye çalıştım. 2013 yılı ilk 6 ayını gün gün takip ettim.

Kısaca yoğun bir tempo ile geçen sürecin sonunda son 1 haftaya giriş yaptık. Uyanma saatimi 6:30 çektim. Sınav saatlerinde beynimi yoracak aktivitelerle uğraştım satranç oynadım, denemeler çözdüm.  Son gün sınav yerine giderek sınıfı inceledim bakı yönüne baktım. Güneşin düşün açısını hesaplayıp, sıraların üzerinde kazıma olup olmadığını kontrol ettim.

Nitekim akşam uyumak kolay olmasada sabah uyandığımı farkettim. Genel Yetenek ve Genel Kültür sabah sınavları için bu son sigaram diyerek 2 sigara içtikten sonra o magrur suyumla yavaş yavaş merdivenleri çıktım. Sınıfa ilk giriş yaptığım andaki o serinlik hissini almak beni biraz rahatlatmıştı.

Sınav kitapcıklarının dış tasarımını incelerken grafikerin nasıl bir ruh durumuna sahip olduğunu düşündüm. Photoshop’da tek tek gerekli grafikleri eklediği anı kafamda canlandırdım. İşte bir süre sonra 6 aylık emeği dökme vakti gelmişti. Tam saat 9:30’tu.

Olaya gayet hızlı bir girişle Genel Kültür kısmından başladığım sınava yapamadığım, her hangi fikrimin olmadığı bir çok soruyla karşılaştıkça üzüldüm. Anlamsız derecede kasıldım. Geri dönerim umuduyla bıraktığım soruları yuvarlak içerisine aldım ve o çok sevdiğim denemelerin çoğunda full çıkardığım matematiğe geçtim.

Bu sorular nasıl sorulardı hepsi zaman alıcı “Bir” dakikaya sığdırılamayacak sorulardı ama sıkıntı yapmadım 20 mat sorusu çözdükten sonra vaktin yarım saat kaldığını görünce sitresim ve kasıntım nasıl arttığını anlatmam çok zor. Alelacele çözmekte olduğum soruyu bırakarak Türkçe’ye geçtim. Fakat o ana kadar sınavın yapısı gereği vakit kaybetmemek için nefes alışveriş sistemim bile hızlıydı. Hiç bir saliseyi kaybetmemekte ve tüm benliğimle sınavda yer almaktaydım. Türkçe’yi bir hışımla girmiş fakat duvar gibi sorulara defalarca çarpmıştım. Bazı soruları atlayıp “Vitamin” sorusuna da bir kaç dakikamı gömmüş ve ciddi bir tahribat almıştım. Bakmadığım ve oyun olarak oynadığım benim için bir bulmaca olan geometriye alel acele geçtim. 2 Sorusunu çözdükten sonra kalan 5 dakika içerisinde mattan bir kaç soruyu daha işaretleyebildim.

Kısacası bakmadan geçtiğim 10 soru beni nasıl üzmüştü. Denemelerde çoğu zaman full yaptığım matematikte bile bakmadığım sorular vardı. Sınav bitmiş ve merdivenlere ilerlemiştim. Ayaklarımda enerjinin azaldığını hissettiğim o dakikalarda nerede hata yaptığımı düşünmekle merdivenleri inmekteydim. Bir adamın sınav nasıl geçti sorusuyla kendi iç dünyamdan çıkmak zorunda kaldım. Cevap vermem ise zaman almadı ve zaman dedim zamanı yetiştemedim dedim. Nitekim ben genel olarak bir çok denemede zamanla alakalı sıkıntı yaşamayan hızlı düşünen, hızlı konuşan ve hızlı yaşayan birisiyim. Zamanla alakalı sıkıntı yaşamam ne kadar kabul edilemez bir durumdu. Sadece kendime özgü yaşadığımı sandığım ve yakınsak bir düşünce ikliminde bulunduğum dakikalardı.

Dışarı çıktığımda kardeşime dediğim ilk şey sigaraydı. Kardeşim sorular sormakta ben ise düşünmekteydim. Hem onun sorduğu soruları hemde neden böyle olduğuydu. Yaklaşık 10 soruya hiç bakamamıştım. Böyle bir durumla karşılaşacağımı neden tahmin edememiştim ki?

Arabayla hızlı bir şekilde eve geldim. Kanepeye uzanıp TV’de saçma bir kadın programında bilmem neyinin ne olmasını izledim. O kadar enerjisiz ve moralsizdim ki, öğleden sonraki sınav bir anlamda bendeki anlamsızlığını kazanmıştı. Girmek ve girmemek arasındaki çizgi bek belirgin değildi. Hatta bir çok cizginin belirgin olmadığını belirtmem ise kesinlikle zor olmazdı.

Bir saat anca durabildim evde iştahsızca zorla yediğim yemekle okula tekrar geldim. Okulda insanların yüzündeki moralsizliği çok belirgindi, fakat ben uzun aylar odaklanmış ve o andaki büyümün bozulmasını istemiyordum. Çok yakın dostlarımla dahi sadece başımla selamlaşıyor ve olayı dillendirmiyordum.

Eğitim bilimlerinde 80 soru vardı, 80 soruya 100 dakika verilmişti. Nasıl bir hızla başladıysam ilgili 80 soruyu 60 dakikada tamamen bitirmiştim. 40 dakika daha vardı. Soruların bu denli kolay olması ve erken bitmesi sabahki sınavla tam bir zıtlıktı. Son 40 dakikamın bit kısmı soruları kontrol diğer bir kısmı boşbeleş sınıfta oturmakla geçmişti. Nedense sınıftan çıkmak hissiyati içerisimden geçmemişti ve son saniyeye kadar koltuktan kalkmamıştım.

Mesele Bir Birinden Haberleri Olmamasıydı

Türkçe’yi hazırlayanın matematikten, matematiği hazırlayanın tarihten vs haberi maalesef yokmuş. Hepsi kendi içerisinde kendi aramalarında “aslarından” aldığı bildiriler üzerine ve zor denecek sorular hazırlayıp bir süpriz yapmışlardı. Kendileri ilgili sınava girse 120 dakikada 90 net yapamazlar. Hatta şu son sınav itibariyle çok net belirtiyorum 60 net ancak yapacak kapasiteleri olduğuna eminim.

Emeğiniz Emanetimizdir.

Kamu Spotlarında sık sık rastladığımız bu videoda ÖSYM “Emeğiniz Emanetimizdir” ibaresiyle kamuya reklam olmaktadır. Emin olunuz bu durumla alakası olmayan “emeğinizi böyle heba ederiz” sloganıyla daha çok bütünleşen bir yapıdadır. Çalışan ile çalışmayan arasındaki o ayrım sıfırdır veya sıfıra olabildikçe yakındır. KPSS’yi ilgili uzman olarak tabir edilen sevgili hocalarımız dünyanın en ciddi eğitim sınıva hatasıyla şans sınavı haline getirmiştir. Bir şans sınavı ile karşı karşıya olmak insanda çalışma hissiyatinide yok etmektedir.

Eğer bir ülkeye düşman olsaydım sınav sistemine yapacağım en büyük kötülük ilgili sınavı “Şans Sınavı” haline getirmek olurdu. Soru ve konu atlamadan çalıştığım binlerce sayfalık genel kültür ve yetenek alanından doğru düzgün hiç soru gelmemesi garip değil mi? Güncel dersi içersinde 2006 yılında ermeni soykırımı saçmalığına var diyen Orhan Pamuk’un bavulunu sormak, çağdaş altında “Adnan Menderes” dahil bir çoğunun çözemeyeceği herhangi bir kaynakta yer almayan soruyu sormak, bilimsel olarak kanıtlanmamış Güneş sisteminin en büyük gezegeni olduğu söylenen Jupiter’i sormak bunların hepsi birer saçmalık değil mi? Şu an ki öğretmenlerimizin ka tanesi bu 120 soruda güzel bir net yapabilir ki? Hatta Türkiye’de acaba kaç kişi 120 dakikada 100 net yapabilir ki?

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir