2113 yılına girerken  bilgisayarlarında insanlar gibi projeler üretmesi basit bir hal almıştı. Bilinmeyeni araştırmayı seven insanoglu devamlı olarak gizemli şeyler peşine düşmüş artık gizemler cagına yolculuk zamanı başlamıştı. Hayatın kolaylaşması adına her şey yapılmıştı, yapılmayan bir şey kalmamış düşüncesiyle icatlar dönemide son bulmuştu. İslamiyetin dünya üzerinde her kesimde kabul görmeside teblig gibi kavramlar yerini sevgi, barış, dostluk gibi kardeşlik ortamına bırakmıştı. Dünya tarihinde insanların en yakın oldugu dönem sanırım dünyanın bu son perdesiydi. Savaşa doyan dünya artık kendini tamamen sevginin kollarına baırakmıştı. Açlık, açı, dert, savaş, kavga gibi kavramlar o an için eskimiş birer kelime olarak sadece ansiklobedilerde yer alıyordu. İnsanlıgı ve dünya adına bulunan her hoş düşünce binlerce ayrı beyinde durmuyordu artık, paylaşımcı bir toplum haline gelen insanoglu yaşadıkları evreni en güzel hale getirmek için devamlı bilgi alışverişindeydi. Dünya üzerinde tamamen hakimiyetine alan insanoglu gözünü bilinmeyen ve insanlıgın ilk dönemlerinden beri merak edilen uzaya dikmiş ve onu bir hedef haline getirmişti. 

Acaba uzayın sonu varmıydı, ne kadar ileriye gidebilirdik, yaşıyabilecegimiz neresi vardı başka, gibi sorular her insanın düşüncelerinde cevaplanası sorular olarak durmakaydı. Özel bir bilim adamı grubu ışık hızından daha hızlı bir uzay gemisi için calışmalarına başlamış ve dünyada merakla bu grubun calışmalarını takip etmekteydi. Sevgi ve barış ile bir birine kitlenen dünya halkı gizemli soruların cevabı için ortak haraket ediyor birlikte aynı hedef dogrultusunda calışıyordu. O çagın en calışkan milleti olan Türk insanı da bu çalışma grubunun başını cekiyor devamlı olarak  bu konu hakkında araştırmalar yapıyordu. Gökyüzü çalışma grubu başında bulunan Türk bilim adamları uzun süreli çalışmalar, istişareler ve etüdlerden sonra çalışmalarının meyvesini toplamaya başlamıştı. Uzay gemisi için calışan gökyüzü çalışma grubu elde ettikleri verileri işleyerek sonunda ışık hızından daha hızlı giden bir uzay gemisi yapmışlardı. Türk ve diğer milletten onlarca bilim adamının uzun süreli calışmasından sonra son bulmuştu. 8 yıllık bir zaman zarfında uzay gemisi inşası tamamen bitmiş ve dünya gönderilmesi için gün sayar olmuştu. Tam olarak gittigi hızın ölçüm degerini bilemeselerde ışık hızından cok daha güçlüydü. Türk bilim adamları bu hızın degerine sefer hızı adını vermişler ve o şekilde dünyaya tanıtmışlardı. Son hazırlıklarıda tamamlandıgında 2120 yılının ilk aylarındaydı. Geminin görevi uzun süreli toplantılardan sonra şu şekilde belinmiş ve kabul görmüştü. Güneşâ€™in zıttı yönünde saniyesi saniyesine 120 saatlik bir yol alıp oradaki gezegenlerden bilği toplayıp geldikleri yol gerisince 120 saat geri geleceklerdi. Eğer bu yolculuk sonucunda verimli bilgiler elde edilirse sık sık bu tarz araştırmalar yapılacaktı. Dünya bilim konseyi sefer hızı araştırma yolculugunda görevli astronotları secmişti. Bu sefer hızı deneme yolculugunda 3 Türk secilmiş kaptan olarakta, kaptan yıldıray müsasip görülmüştü. Mehmet’te bu hayallerini kurdugu sefer hızı calışma grubunda Yıldıray ve Volkan ile birlikte secilmişti. Mehmet uzun süredir bu gemi inşasında çaışmış ve gemiyi en iyi tanıyanlardan bir tanesiydi. Diğer gemi mürettebatından 1 alman, 1 fransız ve birde Japon bulunmaktaydı. Onayın cıkmasından sonra 2120 mart ayında geminin yolculuga cıkması kararlaştırılmıştı.

Zaman geldiginde yolculukta calışmak adına görevlendirilen mürettebat aileleri ile vedalaşmış ve görev yerlerine gelmişti. 23 mart 2120 ‘de son hazırlıktan sonra yardımcı yolcu gemisi yardımıyla dünya atmosferinden cıkartılmıştı. Görevleri geregince gidecekleri yönü ayarlıyan kaptan Yıldıray büyük ve heyecan ve merakla kaptan koltugunda arkadaşlarına hazırmısınız diye seslendikten sonra sefer hızı dügmesine basmıştı. Düğmeye bastıgı o anda hızlarının derecesinden dolayı gemi bir anda yokluk ile eşit kavrama gelmişti. Sefer hızı dedikleri aslında sonsuzluga eşit bir hızdı. Işık hızından cok daha güçlü olan bu hız, gemi içerisinde zamanın faktöerünü bitirmişti. Yıldıray’ın elini cekmesi ile duran gemi. Gemi mürettebatına cevaplanacak onlarca soru bırakmıştı. Bir anda gemi içerisindeki büyük bir şok yaşanırken mantıklı kelime cıkartmaya calışan yıldıray kaptan özel kabininden cıkmak içinde ugraşıyordu. Bugulu ve titrek bir sesle arkadaşlarına ‘’herkes iyimi’’ diye seslenen Yıldıray kaptan kendi sesinin yankılandıgını hissetti. Diğer gemi mürettebatınında bir süre sonra gemiden cıkması üzerine durum degerlendirmesi yapmaya karar verdiler.  Yardımcı kaptan Volkan  geminin kamera sistemine baktıgında geminin içerisinde hayatın bittigini gördü  zaman kavramı normalde insan ve canlılar için o gemide yoktu. Volkan’ın kücük araştırmalarından sonra her ne kadar da kendiside tatmin olmasada ‘’sefer hızında gitmek zamanın etkisini bitiriyor, o yüzden gecen 120 saati anlıayamadık. Fizyolojimizde o 120 saati algılayabilecek kapasitede degil’’ diye bir acıklama yaptı. Gemi seyir defterinede bu şekilde notlar alan alman fizikci herr müler yanındaki arkadaşı Volkan’a ‘’soruları cevaplamaya gelirken bir sürü soru bulduk’’ diye söylendi. Gemi mürettebatı olayı bir şekilde kabullenip cevredeki gezegenleri araştırmaya başladı 3 gün gemcesine ragmen hiçbir gezegen varlıgını bulamayan gökyüzü çalışma grubu büyük bir şaşkınlık içindeydi. Halbuki gemi özel olarak gezegen araştırması için ayarlanmış ve güneş sistemi içerisindeki tüm gezegenleri algılıyacak kapasitede yapılmıştı. Bu durumda eger bir gezegen algılıyamadıysak güneş sisteminde olamayız diye söylendiler. Hiç bir şey yok gibi notlar düşüp dünyaya yapacakları acıklamayı hazırladılar. Gemi geldigi yol gerisince gitmek için ayarlanıp herkes kendi özel kabinlerine girdiler. Mürettebat hazırız sinyallerini yaktıktan sonra kaptan Yıldıray tekrar gemiye sefer hızı komutunu verdi. Aynı manzara geminin için tekerrür ediyordu. Bir önceki şoku yaşamalarına ragmen, o şoku unutacak büyüklükte bir şok daha yaşamışlardı. Nitekim bir süre sonra şok duygusunu üzerinden atıp görevleri geregince. Görevi tamamladıklarını dünyaya bildirip dünya atmosferinden gecmesi için yardımcı uzay gemisini isteyeceklerdi. Fakat ne hikmetse bir türlü dünya  ile iletişim saglayamıyorlardı. 10 gün dünya ile iletişim kurmaya calışsalarda hiçbir şekilde dünya ile iletişime gecemediler. Yaptıkları istişare sonucunda keşif gemisi ile volkan dünyaya gitme kararı aldı. Yardımcı kaptan Volkanın kaptanlıgında Mehmet, herr müler ve Japon astronot dünyaya gideceklerdi. Gemi uzay için özel olarak yapılmıştı ve dünya atmosferinde yolculuk için uygun olmayabilirdi fakat bu tehlikeyi göze almaktan başka cagreleri yoktu. Gemi atmosferden girmeye başlaması ile yüksek derecede ısı almaya başlamıştı ve keşif gemisi içerisinde bunaltıcı bir sıcaklık vardı. Herr müler yaşının ileri olmasından dolayı bu heyecana ve sıcaklıga dayanamamış ve kalp krizi gecirmişti. Volkan tüm enerjisi ile gemiyi sag saglim dünyaya indirmej için ugraşıyordu. Japon ise bir baygınlık gecirmiş kendinden gecmişti. Mehmet volkan’a gemiden atlamaları gerektigini yoksa patlıyacagını yüksek sesle telkin etti fakat hala gemideki arkadaşlarını kurtarmak adına tüm enerjisini sarf ediyordu. Mehmet’e bagırarak sen atla cabuk diye söyledi. Mehmet sende gel desene volkan hala geminin kontrolü için ugraşıyordu. Mehmet hemen depodan eline gecen paraşüt tarzı bir şeyi sırtına girip atladı. Atlamasından bir süre sonra gemi büyük bir gürültü ile hücrelerine ayrılırcasına patladı. Kendi ve arkadaşalrı için dua eden Mehmet paraşüt ile bu zamana kadar hiç atlamamıştı ve sırtındaki paraşütte cok eski bir şeye benziyordu. Bir süre uğraştı ve sonunda paraşütü acıp rahat bir nefes aldı. Zor bir iniş gercekleştiren Mehmet vucudunun ceşitli yerlerini agaclara carparak baygınlık gecirdi.

Bir süre sonra kendisine gelen Mehmet gözlerini actıgında nerede oldugunu anlıyamadı şaşkın şaşkın cevresine bakan Mehmet ‘kimse varmı diye’ seslendi . Gelen hemşire mehmete şöyle bir baktı ve mehmette hemşireye şöyle bir baktı ikiside garip bir bakışla birbirlerine bakıyorlardı. Mehmet kendi kendine öldügünü düşündü cok garipti burası saki kendisini müzede gibi hissediordu. Hemşireye “urası neresi” diye sordu. Hemşire bu zamana kadar duymadıgı kelimelerle bir şeyler anlatmaya calışıyordu. Mehmet Türkçe bilip bilmedigini sordu karşısındaki bayan şaşkın şaşkın mehmet’e bakıyordu. Mehmet kendi kendine hala Türkçe bilmeyenlerde varmış diye içinden gecirdi. Garip bir ses tonu ile ingilizceyi anlatacan kelimeler söylemeye calışıyodu hemşire İngilizce olarak “Burası neresi ” diye sordu. Hemşire “burası Angola” dedi . Mehmet ilk defa duydugu bu kelimeden sonra cevap verme geregi hissetmedi. Çevreye bakmak için ayaga kalktı ve kapıdan dışarı cıktı. Kendisini garip hisseden Mehmet şaşkın şaşkın cevresine bakmak ile meşkuldü. Mürecata geldiginde kendisinin gökyüzü calışma grubunda oldugunu hemen Türkiyeye gitmesi gerektigini iletti. Fakat karşısındakiler anlamamış gibi İngilizce bir şeyler diyordu. Mehmet artık bazı şeyler karşısında daha az şaşırıyordu insanların Türkçe bilmemesi garip olsada bilmeme ihtimalleride var diyip gecti. İngilizce olarak gökyüzü astronotu oldugunu hemen  uzay araştırma bilimlerine gitmesi gerektigini söyledi. Hala şaşkın şaşkın bakan müracattaki memurlar İngilizce olarak kendisinin büyükelciligine gitmesi gerektigini söyledi. Mehmet burası tam olarak neresi diye sordugunda Angola oldugunu söylediler. Mehmet Angola yakınındaki ülkeler neresi hangi kıtada yer alıyor diye bagırarak sordu. Memurlar da kızgın kızgın eline İngilizce bir tanıtım büroşürü vererek hastahaneden dışarı cıkarttılar. Kapnın cıkışında elindeki büroşürü alıp bakmaya başlayan Mehmet sanki bir rüya içerisinde gibi hissetti kendindini. Broşürün basım tarihi 22 şubat 2007 ‘ı görünce o an fenalık gecirip tekrar bayıldı.

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

Paylaşın

By Categories: Genel0 CommentsViews: 35

Katılın

Makalelerden Haberdar Olun…